15 Şubat 2016 Pazartesi

PRP UYGULAMALARINDA "TAHLİL TÜPLERİ" Kullanılmamalıdır. NEDEN Sorusunun işte CEVABI:

PRP tahlil tüpleri ile de kolayca elde edilebiliyorsa, kan ve hormon tahlilleri için kullanılan bu tüplerden elde edilen PRP’nin kullanılması nasıl bir sakınca yaratabilir?

Elde edilen plateletler işlem sırasında hasar görmemeli, kanın yapısında, yani doğal halde bulundukları zaman ürettikleri ölçüde ve çeşitte büyüme faktörü üretebilmelidirler. Sonuçta dokularda iyileşme sürecini başlatacak olan plateletler değil ürettikleri büyüme faktörleridir. Büyüme faktörleri dokuların iyileşmesini ve yaraların kapanmasını hızlandırırlar.

Tahlil tüpleri “kanın tüp içinde pıhtılaşmasını engelleyici” birtakım maddeler içerirler. Bu maddelerin plateletlerle birlikte hastaya enjekte edilmesi beklenmeyen sonuçlar verebilir.

Tahlil tüpü üreten firmalar, tüplerin kullanım talimatında “bu tüpte üretilen plateletler hastaya geri verilmek üzere kullanılamaz” ibaresine yer vermektedirler.

REGENLab
Heraderma PRP Kit-REGENLab


 PRP uygulaması medikal bir uygulamadır, hekimler tarafından yapılır.
Hastadan 8 mililitre (veya ihtiyaca göre 16 mililitre) kan alınır, bu miktar tahlil amacıyla verilen 1 veya 2 tüp kana karşılık gelmektedir. Daha sonra bu kan santrfüj cihazında plateletlerinin ve diğer bileşenlerinin ayrıştırıldığı bir işleme tabi tutulur. Ayrıştırılan plateletler kitteki özel tüpün içerisinde yoğunlaşıp birikir ve PRP denilen biyolojik ürün ortaya çıkar. 
kaynak:http://regenkitprp.com/sik-sorulan-sorular

Gerçek PRP Uygulaması Neden Önemli?

1 Şubat 2016 Pazartesi

40-50 yaşlarda cilt bakımı planınız nasıl olmalıdır?

40-50 yaşlarda cilt bakımı planınız nasıl olmalıdır?
Kırışıklık kremleri, göz çevresi serumları ve diğer anti-aging ürünler, yaşlanma belirtilerini azaltmaya yardımcı olur. Size uygun, etkili bir anti-aging bakım planı, sağlıklı yaş almanızı sağlarken, doğru bakım alışkanlıkları kazanmanıza da yardımcı olacaktır.

Sağlıklı Cilt Bakım Alışkanlığı size şu faydaları sağlar:
  • Zamanla oluşabilen cilt lekelerini önler
  • Cilt sıkılığını daha uzun süre korumanızı sağlar
  • Belirgin çizgileri, kırışıklıkları azaltır
  • Parlak ve genç görünen cilt görünümü sağlar
  • Cilt kalınlaşmasını engeller
Siz de kendi bakım planınızı oluşturabilirsiniz. Tavsiyelerimiz uyarak, sağlıklı alışkanlıklar ile cildinizin sağlığını korumaya devam edin:
Anti-aging Cilt Bakım İpuçları:
  1. Cildinizi daima güneşten koruyun: Güneş koruması, her anti-aging cilt bakım planının temelini oluşturur. Güneş ışınlarının cildimizi daha hızlı yaşlandırdığı kanıtlandı ve bu etki “Fotoyaşlanma"  olarak tanımlandı. Güneş ve diğer zararlı UV ışınlarından cildi korumak için yapmanız gerekenler:
    • Zararlı Güneş Saatleri: Gölgenizin kendi boyunuzdan kısa olduğu 10:00-14:00 saatleri arasında mutlaka gölgede olun.
    • Giysiler ile korunun: Geniş kenarlı şapka, pantolon, uzun kollu giysiler kullanmanız, doğrudan güneş ışığından korunmanızı sağlar. Güneş gözlükleri, göz çevresi ince çizgilerin oluşmasını engellemeye yardımcıdır.
    • Dışarı çıkmadan önce Güneş Koruyucu Kreminizi sürün: Giysilerin kapatamadığı bölgelerde güneş koruyucular kullanmalısınız. SPF 30 ( ya da daha yüksek) ve suya dayanıklı güneş koruyucular tercih edin.

    2. Solaryum’un zararlarını unutmayın: Güneş, solaryum ve güneş lambaları zararlı                ultraviyole (UV) ışınlarına maruz kalmanız, cilt yaşlanmanızı hızlandırır.
  1. Hergün düzenli nemlendiricinizi kullanın: Yaş aldıkça, cilt daha kuru olur. İnce çizgiler ve kırışıklıklar belirir. Nemlendiriciler, ciltte azalan nemi sağlar ve ona daha genç bir görünüm verir. En iyi sonuçlar için, bir yüz nemlendirici, vücut nemlendirici ve dudak balsamı kullanın.
  2. Günde 2 kez cildinizi temizleyin:  En iyi sonuç için, ılık su ve sabun içermeyen, hafif bir temizleyici kullanmalısınız. Cildi ovarak temizlemekten kaçının. Size uygun peelingler ile daha nazik arındırma yapabilirsiniz.
  3. Sigarayı bırakın: Tütün dumanı içerdiği toksinler ile cilde belirgin etkiler bırakır. Bu etkiler; donuk ve kuru cilt, ciltte sıkılık kaybı, ince çizgilerin artması yönündedir.
  4. Sağlıklı beslenin:  Sağlıklı bir diyet (beslenme), sağlıklı bir cilde teşvik eder. Meyve ve sebze, yağsız proteinler ve sağlıklı yağlar tüketmeniz faydalıdır.
  5. Yeterince uyuyun:  “Güzellik uykusu” gerçekten önemlidir. Uyku, vücudunuzu yenilemek için gereklidir.
Eğer planında anti-aging cilt bakım ürünleri dahil etmek istiyorsanız, dermatologların dikkatle sizin için seçtiği ürünleri kullanmanızı tavsiye ederiz.

29 Nisan 2015 Çarşamba

CİLDİMİZİ GENÇLEŞTİRELİM; AMA HANGİ YÖNTEMLE?

AntiAging Uygulamalarda Hangi Yöntem Nasıldır? Riski Var mıdır? gibi sorulara cevap aramanız yaşayabileceğiniz en doğal süreçtir. Sağlığımız Çok Önemlidir ve kazara kararlar verilmemelidir. 

Sağlığın pek çok alanında çalışmalar devam ederken, doku mühendisliği ile artık cildin yaşlanma sürecine müdahale edilebilen; etkili, güvenli, kalıcı, şaşırtıcı sonuçlar alabilmek mümkün hale gelmiştir. “Fibrocell Tedavisi” adı ile bilinen yöntem kişinin kendisinden alınan dokunun özel laboratuvarda ayrıştırılıp bağ dokusu hücrelerinin (fibroblastların) çoğaltılıp kendisine enjeksiyonu şeklindedir. Anti-Aging uygulamalarında gelişen teknoloji ve bilimsel çalışmalar daha etkili sonuçlar verebilmektedir. Önemli olan, cildin yaşlanmasını beklemeden, “henüz erken” demeden bu gibi uygulamalardan faydalanmaktır. Cildin biyolojik yaşı ilerledikçe, bu gibi yöntemler yetersiz kalabilir ve cerrahi müdahale zorunlu olabilir.Ciltte kullanılan otolog yöntemler; yani kendi dokunuzla yapılan uygulamalar ve hyaluronik asit uygulamaları hakkında bir karşılaştırma yapalım:


*Uygulama yapan hekimin kullandığı ürüne bağlıdır.





24 Şubat 2015 Salı

Cilt lekelerinden kurtulmanız mümkün!


Hürriyet- EGE 24.02.2015 tarihli Dermatolog Dr. Sibel Akıncı Köşe Yazısıdır. 
www.heraderma.com





Lazer Epilasyon Sizin İçin Doğru Bir Seçim mi?


Hürriyet-Ege eki; 10.02.2015 Dermatolog Dr. Sibel Akıncı'nın Köşe Yazısıdır.



23 Ekim 2014 Perşembe

Harika Bir CİLT için 12 Besin



CİLDİNİZ İÇİN EN GÜZEL BESİNLER:

YOGURT

Yoğurt tüketimi, güçlü kemikler için kalsiyum sağlamaktan fazlasını yapar . Ayrıca zengin B2,B6,B12 ve protein açısından zengindir. Cildinizin detox ihtiyacını sağlamaya yarar. İçeriğindeki prebiyotikler bağırsak temizliğiniz için de faydalıdır.
Doğal bir antibiyotik olarak cildin iltihaplanan bölgelerini sakinleştirir ve sivilcelerin neden olduğu hassasiyeti azaltır. Bal ile karıştırılması, antibakteriyel özelliğini arttırır.

AVOKADO

Avokadonun etken maddeleri, derinin kurumasını da engeller, cildinizi nemlendirir. A, B, D, E, H ve K vitaminlerinin yanı sıra lesitin, histidin, fitosterol, klorofil ve protein de içerir. Gerek yağı, gerekse suyu birçok kremlerde kullanılır. Siz de evinizde avakado maskesi uyapabilirsiniz. İçeriğinde yoğun antioksidan maddeler bulunan avokado vücudun bağışıklık sistemini artırıp kansere karşı koruyucudur.

TOFU/SOYA FASULYESİ

Orjinal halinde de (edamame) olsa, tofu yapılmış da olsa soya fasulyesi tam bir cilt koruyucudur. Soyada ayrıca yeni hücre büyümesini ve cildin nemini kazanmasını sağlayan bol miktarda E vitamini vardır. Et gibi, soya da tam bir proteindir. Böylece kalsiyum ve magnezyumla beraber, ama doymuş yağlar olmadan, bütün gerekli amino asitleri içerir. Ayrıca içinde bir miktar da cildi pürüzsüzleştirici Omega-3 yağ asidi bulunmaktadır.

 ÇİLEK

Çilekte bol miktarda fosfor ve demir bulunmaktadır. B, C, K vitaminleri açısından zengindir. Bu meyvenin canlandırıcı ve peeling etkisi vardır, kuru ciltler için idealdir. Ancak cildi gerici etkisi nedeniyle on Dakikadan fazla ciltte tutulmaması önerilir. Cilt hastalığı ya da çilek alerjisi olanların yüzlerine sürmemeleri tavsiye edilir.

SOMON

Somon balığı cilt elastikiyetini artırma özelliği bulunan bir tür karotenoid olan astaxanthin içerir. Bu içerik ise yüzdeki derin çizgilerin oluşmasını engellemeye yardımcı olur. Ayrıca günümüzde en etkili anti-aging yöntemlerden biri olan somon DNA'sının mezoterapi yöntemiyle cilt içine uygulanması, hacminin 10 bin katı suyu tutarak, cildin nem dengesini sağlar. Bu sayede yıpranan ve kuruyan cildi onarıyor ve derin kırışıkları önler.

DOMATES

Domatesin güzellik sırlarını tüm dünya konuşuyor. Hele hele de Macar kadınlarının neden bu kadar güzel olduğunu merak edenler arasında siz de varsanız işte işin sırrı! Tüm mesele domatesin içindeki likopen! Domates ve domates ürünlerini bolca tüketirseniz cildinizdeki likopen miktarı artacak ve doğal olarak bebek gibi bir cilde sahip olacaksınız.Ayrıca likopen oranı yüksek bir cilt güneşin zararlı ışınlarından etkilenmez. Beslenme uzmanlarının ortak görüşü domatesin cildinizi ultraviyole ışınlarından koruduğudur. Domates ve domatesli ürünler cildinizin oksijen almasını sağlayarak yaşlanmayı ve kırışıklığı geciktirir. Dünyaca ünlü tıp merkezlerinde yapılan araştırmaya göre domates ve domates ürünlerinin içindeki likopen çağımızın hastalığı haline gelen cilt kanseri riskinden koruyucu bir özelliğe sahiptir.

FINDIK

Fındıkta E ve B grubu vitaminleri ile sağlımız için faydalı olan kalsiyum, demir, magnezyum, fosfor, potasyum, çinko ve manganez mineralleri bulunur. Fındık aynı zamanda iyi bir bitkisel protein kaynağıdır. Bu yüzden, özellikle gelişme çağındaki çocuklar tarafından tüketilmesi gerekir. Gelişme çağındaki çocukların kas ve kemik gelişimine katkıda bulunması fındığın faydaları arasındadır. Fındık, ayrıca vejetaryenlerin ve sporcuların protein ihtiyacını karşılayabilecekleri bir besindir. Sağlığımız için birçok faydası olan fındık, yağlı bir kuru yemiş olmasından dolayı aşırı tüketildiği zaman kilo da aldırır. Her besin gibi fındıkta kararında tüketilmelidir. Fındık, içerdiği E vitamini sayesinde hücrelerin yenilenmesini ve onarılmasını sağlar ve bu etkisi sayesinde yaşlanmanın belirtileri olan kırışıklıkların oluşmasını geciktirir ve cildi canlandırır.

TOHUMLAR

Keten tohumu, ayçekirdeği, kabak çekirdeği, chia tohumu gibi tohum gıdaların cilt üzerine etkilerine bakalım. Ayçekirdeği; E vitamini reaktif molekülerin hücreyi, zarar vermeden, bir yıldırım gibi çarpmasını sağlar. E vitaminin bu fonksiyonu özellikle cilt konularında daha belirgindir çünkü E vitamini cildi ultraviyole radyasyondan korur. Kabak çekirdeği, yağ içeriğine ile hormon dengesi, beyin fonksiyonu ve cilt sağlığı için ihtiyaç olan omega 3 ve omega 6 esansiyel yağlarını birlikte almak için iyi bir kaynaktır. Keten tohumu yağı ise  cildi yumuşatmaya yarayan Omega-3 kaynağıdır ve aynı zamanda cildi besleyen karoten ve E vitamini bakımından da zengindir. Keten tohumu yağı cildinizi sıkı ve yumuşak yapar. İçeriğinde bolca bulunan Omega–3 yağ asitlerinin saç ve tırnakların sağlıklı büyümesine etki ettiği gözlemlenmiştir.

YEŞİL ÇAY

Yeşil çayda, bugüne kadar bilinen en güçlü antioksidan madde bulunur.  Bu madde, EGCG (epigallocathechin gallate)’dir. EGCG maddesi, C vitamininden yüz kat, E vitamininden ise 25 kat daha güçlü antioksidan etkiye sahiptir. En yüksek konsantrasyonu da yeşil çayda bulunmaktadır! Vücut direncindeki düşüşün ve yaşlanma etkilerinin önemli bir kısmının vücuttaki serbest radikallerin artışıyla ilgili olduğu dikkate alınınca, yeşil çayın bu konuda mükemmel bir şifa kanyağı olduğu söylenebilir. Yeşil çay cilde haricen uygulandığında; dokuyu UV ışınlarından korumakta, kırışık çizgilerini geciktirmekte ve cilt kanserini önlemede yardımcı olmaktadır.
Batıda birçok kozmetik ürün içinde “green tea extract”ları kullanılmaktadır. Yeşil çay deri yüzeyine uygulandığında, temel dokuları korumakta ve cildin antioksidan potansiyelini yükseltmektedir.
Kırışıklıkların % 80’inin serbest radikallerin eseri olduğunu düşünürsek, yeşil çayın bu etkisini daha iyi değerlendirebiliriz.

LAHANA

Lahana, hem güzellik hem de sağlıklı bir bünyeye sahip olmak için yararlıdır. Protein ve vitamin deposudur. B, C, E vitaminlerini bünyesinde barındıran ve birçok hastalığa şifa olan lahana, organik asitler ile harmanlanmıştır. Lahana suyu cilde canlılık verir, sivilceli ciltlere de faydalıdır.

BROKOLİ

Uzmanlar, brokolide, havuçtakinden daha fazla beta karoten bulunduğunu söyleyerek, bu sebeple yenilebilecek, suyu içilebilecek en iyi besinlerden olduğunu kaydediyor. Beta karotenin, güçlü bir kanser savaşçısı olduğunu vurgulayan uzmanlar, yemek borusu, mide, bağırsak kanserleri tehlikesini azalttığını ifade ediyor.

Brokolinin B1 ve C vitamini ile dolu olduğunun altını çizen uzmanlar, yüksek miktarda kalsiyum, kükürt, potasyum ve selenyum maddeleri içerdiğini belirtiyor. Brokolinin faydalarından bir diğeri de brokolideki glucoraphanin adlı kimyasalın sindirim sırasında başka kimyasallara dönüşebildiği için cildinizi gençleştirme özelliğine sahip olmasıdır.

KİVİ

Kivi cilde nem veriyor: Özellikle bol meyve ve sebze tüketimi cilt sağlığında son derece önem taşıyor. Örneğin C vitamini serbest radikallerle savaşarak hem cildin gençleşmesine katkı sağlıyor, hem de cilde nem veriyor. Ayrıca kollajen sentezini arttırıyor. Bu yüzden özellikle portakal, mandalina, greyfurt, kivi, brokoli, maydanoz ve kuşburnu gibi C vitamininden zengin besinleri sofranızdan eksik etmeyin. Örneğin 100 gr kivi, 90 mg C vitamini ihtiyacınızı karşılamaya yetecektir.

www.heraderma.com

sorularınız için: info@heraderma.com

 

 

 

 

1 Temmuz 2014 Salı

Glisemik İndeks Değerleri ile Ramazan Öğünleri Nasıl Hazırlanır?

AÇLIK HİSSETMEDEN KİLO KONTOLÜ SAĞLAMANIN YOLU: DÜŞÜK GLİSEMİK İNDEKSLİ BESİNLER

Bazı besinlerin kalori değerleri eşdeğer olsa da kan şekeri üzerine etkileri farklı olabilmektedir. Buna

örnek olarak beyaz ekmek ve tam buğday ekmeğini verebiliriz. Beyaz ekmekle aynı kalori değerindeki

tam buğday ekmeğini tükettiğimizde beyaz ekmeğe göre daha uzun süre tok kalabiliyoruz. Peki neden

mi? İşte buna cevabımız GLİSEMİK İNDEKS.

Glisemik indeks, besinlerin kan şekerini yükseltme hızına verilen değerdir. Glisemik indeksi yüksek

olan besinler hızla sindirilip hızla bağırsaklardan emilir ve kana karışır. Bu durumda kan şekerini

hemen yükseltir ve hemen yükselen kan şekeri hızla düşer. Bu da kısa süreli tokluğa sebep olur.

Tam tersi olarak düşük glisemik indeksli besinler ise yavaşça sindirilip bağırsaklardan emilir ve kan

şekerini yavaşça ve daha düşük bir seviyede yükseltip daha uzun sürede düşürerek uzun süreli tokluk

sağlar. Yüksek glisemik indeksli besinler hemen acıkmamıza ve diğer besinlere saldırmamıza sebep

olurken düşük glisemik indeksli besinler ise uzun süre tok kalmamıza ve başka besin tüketme ihtiyacı

duymamamıza sebep olur.

GLİSEMİK İNDEKS HANGİ BESİNLERDE DÜŞÜK, HANGİLERİNDE YÜKSEK?

Sebzeler ve kabuğuyla tüketilen meyveler ile tam buğday, arpa, çavdar, yulaf gibi işlenmemiş tahıllar

ve yüksek protein içeriğine sahip besinler genellikle düşük glisemik indekse sahipken nişasta oranı

yüksek (mısır, pirinç, patates vb.), unlu ve şekerli besinler (kek, şerbetli tatlılar, börek vb.) ve işlenmiş

tahıllar yüksek glisemik indekse sahiptir.

GLİSEMİK İNDEKSİN SAĞLIĞA ETKİSİ

Yüksek glisemik indeksli besinler tüketenlerde kan şekeri yüksek seviyelere hızla çıkıp iner ve

uzun süreli tokluk sağlanamadığı için çok yeme eğilimi görülür. Bunun sonucu olarak da yapılan

araştırmalarda yüksek glisemik indeksli besinlerle beslenenlerde kilo alımı daha yüksektir. Bunun

yanında diyabet riski ile birlikte kan yağları ve kan basınçları da yüksek bulunmuştur. Düşük glisemik

indeksli besinlerle beslenenlerde ise vücut ağırlığı, kolesterol ve kan şekeri seviyeleri ile kalp

hastalıkları ve tip 2 diyabet olma riski yüksek glisemik indeksle beslenenlere göre düşük bulunmuştur.

Bedenimize uzun süreli tokluk sağlayarak besin tüketimimizi azaltabilir böylece hem formumuzu

çok daha kolay koruyabilir hem de sağlık problemlerinden kendimizi korumaya alabiliriz. Bu yüzden

bizi hemen acıktırdığını hissettiğimiz besinlerden kaçınmalı ve tercihimiz çoğunlukla düşük glisemik

indeksli besinlerden yani; bizi daha uzun süreli tok tutan besinlerden olmalı.

DAHA AZ YİYEREK DAHA ÇOK TOK HİSSETMENİN YOLU: DOĞRU BESİN SEÇİMLERİ

Rafinasyon işlemi ile besinlerin beden için sağlıklı değerleri düşmekte, glisemik indeksi

yükselmektedir. Bu yüzden rafine edilmeyen tahıllarla üretilen besinlerin glisemik indeksi düşükken,

rafinasyon işlemine tabi tutulmuş tahıllarla üretilen besinlerin glisemik indeksi yüksektir. Örneğin

ekmek tüketirken beyaz ekmek değil tam buğday unu ile yapılan ekmek çeşitlerini, beyaz unla

üretilmiş makarna değil tam buğday veya kepekli makana çeşitlerini, pirinç pilavı değil bulgur pilavını,

pirinçli, çikolatalı gibi kahvaltılık gevrekleri değil tam tahıllı kahvaltılık gevrekleri tercih etmelisiniz.

Meyve tüketirken de glisemik indeksi unutmamalısınız. Kabuğuyla tüketilebilen meyveleri kabukları

ile tüketmelisiniz ve seçiminiz daha çok düşük glisemik indeksli besinlerden yana olmalı. Fakat

glisemik indeksi yüksek meyveleri de hayatınızdan tamamen atmamalısınız. Glisemik indeksi yüksek

olan meyveler genelde çoğumuzun çok sevdiği ve yaz aylarında çıkan karpuz, kavun, incir gibi güzel

meyvelerdir. Bu tip meyveleri de porsiyonunuzu aşmadan ve yanında glisemik indeksi düşük olan süt

ürünleri veya tam tahıllı besinlerle tüketebilirsiniz.

Sebzelerin çoğunun glisemik indeksi düşüktür ve genellikle sağlıklı diyetlerde sınırsız olarak

tüketilmesine izin verilir. Bunun dışında havuç, patates, bezelye gibi sebzelerin ise glisemik indeksi

diğer sebzelere göre daha yüksektir. Fakat bu sebzeler de yine porsiyon ayarlamaları ve düşük

glisemik indeksli besinler ile tüketilebilirler.

DÜŞÜK GLİSEMİK İNDEKSLİ ÇOK DOYURUCU BİR ÖĞÜN:

Ana öğününüzde kendinize düşük glisemik indeksli bir tabak hazırlamak mı istiyorsunuz? Çok basit.

İşte örnekler:

1. Sebze yemeğinin yanında yoğurt ve tam buğday ekmeği

2. Izgara tavuğun yanında kıtır ekmekli salata ve ayran

3. Etli kurubaklagil yemeğinin yanında yoğurt ve bulgur pilavı

4 Izgara köfte yanında, tarhana çorba, sınırsız salata ve tam buğday ekmeği


RAMAZANDA GLİSEMİK İNDEKS TAVSİYESİ:

Oruç tutan bireyler sahurda ve iftarda glisemik indeksi düşük besinleri tercih etmelilerdir. Sahurda bu

besinleri tercih ederek gün boyunca halsizlik, yorgunluk ve açlık durumu daha kolay bastırılabilirler.

Aynı zamanda iftarda uzun süren açlık sonrasında bireylerde birden mideyi yanlış besinlerle doldurma

eğilimi görülür. Bu da gereğinden fazla besin tüketilmesine ve sonucunda kilo alımına sebep olur.

Bu yüzden iftarda yine doğru besin seçimleri yaparak daha erken doyabilir, fazla kalori alımınızı

engelleyerek kilo kontrolünüzü sağlayabilirsiniz.

Beslenme Ve Diyet Uzmanı
Doğa PEKSEVER

www.diyetisyendogapeksever.com

dytdogapeksever@gmail.com